Ara

Motivasyon


Konumuz; Motivasyon.

Fransızca “motivation” kelimesinin Türkçe anlam karşılığı; güdüleme, harekete geçiren şey. Kelime yine bir Fransızca kelimeden; “motiver” fiilinden, –tion son ekiyle türetilen bir isim. “motiver” kelimesinin anlamı da harekete geçirmek. Kelimenin Fransızcadaki kökü aslında bize çok da yabancı değil; motif! Ama biz motif kelimesini daha ziyade el sanatlarında ya da görsel sanatlarda “eserin konusu ya da desen” anlamı ile bilir ve kullanırız. Oysa motif kelimesinin birincil anlamı; harekete geçiren şey.

Kelimenin köküne doğru yolculukta Latinceye uzanmamız durumunda karşımıza bu defa “mouere” ya da “motivum” kelimeleri çıkıyor ki bunlar da yine hareket etmek, hareket ettirmek, harekete geçirmek ya da bir eylem veya davranışın nedeni, kökü ile ilgili.

Hülasa Motivasyon kelimesi, etimolojik olarak, nereden gidersek gidelim, mutlaka “hareket ya da mobilite” ile ilişkili.

Motif kelimesinin dilimizde çok güzel 3 karşılığı da var:

Birincisi; “sâik” kelimesi. Bildiniz mi bu sözcüğü? Eskiler eylemlerini hangi sâik ile yaptıklarını izah ederlerdi meselâ. Ya da başkalarının davranışlarının hangi sâikle yapıldığını; yani o davranış için kişiyi harekete geçiren şeyi; öğrenmeye, anlamaya çalışırlardı.

İkincisi; “itki”. Çok güzel bir kelime ama çoğumuz varlığından dahi haberdar değiliz. Bilenler varsa da kullanmıyorlar. Kullananlar varsa da ben denk gelmedim. Oysa öyle güzel anlatıyor ki ifadeyi. Keşke itki kelimesinden türetilecek bir kelime ile motivasyon kelimesi de böylesine yalın şekilde Türkçeleştirilebilse! İtkileme çok mu zorlama olurdu?

Üçüncüsü; güdü. Bir yere kadar anlamı karşılasa da güdü kelimesi doğal olarak ruhunda, eskilerin deyimiyle, “ihtiyari – gayri ihtiyari” anlamları aynı anda barındırdığı için bana bu kullanım çok sıcak gelmiyor. Çünkü ben motivasyona giden yolda ihtiyari bir yaklaşım yani bir irade, bir farkındalık ve hür irade ile seçim arıyorum.

Şöyle bir özetlersek; motivasyon harekete geçmek, harekete geçirmek, ilk hareket olarak adlandırılabilir. John Maxwell’e ait bir aforizmayı biraz değiştirdim ve şu hale getirdim: “Motivasyon bizi yola çıkartır; yolda kalabilmek de hedefe ulaştırır”. O halde ulaşılacak noktaya giden yola çıkabilmek için atılacak ilk adım, ilk eylem Motivasyondur, diyebiliriz.

Hadi burayı bir örnek ile pekiştirelim: Bebeğimizden; “anne”, “baba”, “mama”, “dede”, vb. benzeri basit kelimeleri hatta bunları çağrıştıracak bir takım sesleri duymak bizi son derece mutlu eder, heyecanlandırır. O anı kaydederiz, hatırlamak isteriz, unutmamak isteriz, mümkünse ses ve görüntü ile ölümsüz kılmak isteriz. Konuşma yolunda atılan ilk adımdır çünkü bu kelimeler. Ama bu kelimeleri duyduğumuzda bebeğimizin artık konuştuğunu iddia da etmeyiz. Çünkü konuşma yolunda daha katedilecek çok yol vardır.

İşte bu noktada motivasyonun algılanması ve anlaşılması ile ilgili yaygın birkaç yanlışı da düzeltmek isterim:

· Genel kanı herhangi bir şeyi sadece motivasyon ile başarabileceğimiz şeklindedir. Başarı için motivasyonun çok önemli bir bileşen olduğu doğrudur. Olmazsa olmaz şeklinde kabulü de doğru olabilir. E motivasyon ilk adım olduğuna göre başarı için gerek şart olduğunu da söyleyebiliriz. Ama yeter şart olduğunu iddia etmek doğru değildir. Sadece motivasyon ile başarmak mümkün değildir. Tıpkı tek kelime ile konuşmanın mümkün olmadığı gibi. . .

· Herhangi bir konu ile ilgili tüm eylemleri motivasyon şeklinde adlandırma gibi bir genel alışkanlık da söz konusudur. Oysa motivasyon ile karıştırılan pekçok aktivasyon enerjisi olsa olsa “hevestir”; geçer. “Çok motiveyim”, “motivasyonum yerinde” diyerek enerjik tavır içerisindeki kişileri belirli bir zaman sonra aynı konu ile ilgili bıkkınlık, yılgınlık, pişmanlık, vb içerisinde görebiliriz.

O halde artık “doğru/yeni algıda” mutabık mıyız?

· Motivasyon yola çıkartır; ulaşılacak noktaya varabilmek içinse yolda kalabilmek gerekir.

· Bizi enerjik tutan her durum motivasyon değildir.

E peki motivasyonu gelir geçer bir heves olan diğer ilk hareketlerden ayıran şey nedir? Bunu anlayabilmek için dilerseniz öncelikle motivasyonun nasıl oluşacağına bakalım beraberce. Motivasyon 2 taşıyıcı kolon üzerine inşa edilebilir:

Birincisi; kişisel değerler, istekler, ihtiyaçlar ve öncelikler kümesi (bu kümeyi kısaca ihtiyaçlar kümesi olarak da adlandırabiliriz).

İkincisi; kişisel yetenekler, beceriler, deneyimler ve uzmanlıklar kümesi (bu kümeyi kısaca beceriler kümesi olarak da adlandırabiliriz).

Motivasyon konusunu bu çerçevede ele aldığımızda “Motive olmak mı, Motive etmek mi?” ikileminin cevabı da otomatikman ortaya çıkıyor: Motive olmak! Endişe etmeyelim lütfen; Dışsal Motivasyon ve İçsel Motivasyon teorileri geçerliliklerini korumaya devam edecek. Ama Dışsal diye tanımladığımız motivasyon unsurları sadece ve sadece içeride bir yerlere dokunabilirse geçerlidir. Yani sizin karşınızdaki kişiye iyi gelebileceğini öngörerek ona önerdiğiniz ödüller sadece kişide karşılık bulur ve onun öncelikli ihtiyaçlarını giderebilirse anlam kazanır. Kaldı ki ödül karşılığında talep edilen şey kişinin becerileri ile uyumlu değilse kişi bu durumda ödülü istese de yine de motive olamayacaktır. Çünkü becerilerimizin çok altında kalan ödevler, görevler bizi kısa zamanda sıkılmaya iterken becerilerimizi aşan durumlarda da bu kez duyduğumuz kaygı ve korku ile biz ödev ya da görevden uzaklaşırız. İnsan ve fıtrat meselesi.

O halde herhangi bir konuda motivasyon oluşabilmesi, kişisel ihtiyaçlar ve beceriler ile ilgilidir. Bu özet saptamadan hemen sonra bir de önerme gelsin o halde: Kişi, ihtiyaç duyduğu ve becerebileceği bir şeye motive olabilir, o şey için harekete geçebilir. Tersten söylemek gerekirse; bir konuda motivasyon oluşturabilmemiz yani harekete geçebilmemiz için o şeye ihtiyaç duymamız ve o şeyi becerebilmemiz gerekir. “Nerede hareket orada bereket”, “sadece yap”, “kervan yolda düzülür”, “hele bir başla arkası” gelir tarzı yaklaşımlar motivasyonu bir süreliğine destekleyebilir ama motivasyonu tam anlamıyla oluşturmaz. Çünkü bir ihtiyaçla ilişkilendirilmemiş ya da becerilerle uyumlu olmayan eylemlerde, sadece harekete geçmek, bazen ters de tepebilir ki bunun sonunda öğrenilmiş çaresizliğe kadar uzanan yeni bir yol da açılabilir. Bu konu da bambaşka bir yazı konusu olarak park yerinde dursun bir süreliğine.

Demem o ki;

dillere pelesenk olmuş motivasyon’u,

· kimileri hala “gaza gelmek”, “gaza getirmek” anlamlarında kullanadursun,

· kimileri sadece özlü sözlerle, cicili bicili konuşmalarla oluşturulabilecek bir durum olarak zannededursun,

· kimileri “sen sadece yap” diyerek, otomatikman, kendiliğinden oluşabilecek bir durum olarak kabullenedursun,

· kimileri anlık hevesle bir tutsun,

işin özü öyle değildir. Motivasyon için de diğer pek çok insani durumlar için geçerli olan kural aynen geçerlidir; kişinin kendisinde bir karşılık ve anlam bulması. O nedenle motivasyon için de önce öz-farkındalık gerekir. İhtiyaçlarının ve becerilerinin farkında olmayan insanlar motive de olamazlar, hedefe ulaşabilmek için katedilmesi gereken yola da çıkamazlar.

143 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör