Ara
  • Ali Alper Çeltek

İnsan'la yönetmek, İnsan'ca yönetmek (2)

Güncelleme tarihi: 13 Oca 2018



Yönetim üzerine denemeler serisi - 2

Konumuz; Yönetimin var olmaması durumunun nedenleri ve “Kaos ve Karmaşıklık” yaklaşımlarının Yönetim uygulamaları ile ilişkilendirilmesi.


Öncelikle Yönetimin var olmaması durumunu kısaca tartışalım. Yani ne olur da Yönet(e)meme veya Yönetil(e)meme durumları oluşur?


On-yılların birikimi ile okullarda ilmini aldığımız, kitaplarda teorisini okuduğumuz, usta-çırak ilişkisi içerisinde duayenlerden öğrendiğimiz, kişisel kariyer yolculuğumuzda test edip emin olduğumuz yöntemlerimiz var. Vizyon ve Misyonumuz tanımlanmış. Stratejimiz üzerine hatırı sayılır bir zaman ve emek harcanmış. Kalite El Kitabımız hazırlanmış.


Performans gözden geçirmelerimizi sistemli bir şekilde uyguluyoruz. Velhasıl araç çantamızda ne varsa olması gerektiği şekilde kullanıyoruz. O da ne; bir sabah uyanıyoruz ve üretim hatlarımızda şalter indirilmiş. Hem de bir iki tesiste değil. Neredeyse koca bir sektörde, farklı coğrafyalarda. Ana neden; üretim çalışanlarının son dönemde yaşanan bir olay üzerine mutsuz olmaları.


Konunun çözüme ulaştırılması günler, haftalar alıyor. Bu süre zarfında Yönetim yokluğu ortaya çıkıyor; hem bizzat süreçle ilgili hem de süreçten etkilenen üretim tesisleri ile ilgili. Bilindik hiç bir araç bize hazır çözüm sunmuyor. Böyle bir şeyin daha önce yaşanmamış olması, bu durumu tek başına açıklamaya yeterli değil.


Alenen Yönet(e)meme ve Yönetil(e)meme durumu oluşuyor. Yani Yönetimin yokluğu. Bu, yakın zamanda yaşanmış gerçek bir olay, bir kurgu değil. Bu yazının kapsamında detaylara girmeye lüzum görmüyorum. Ancak Yönetimin yokluğuna güncel ve iyi bir örnek.

Bir sosyal olay, bir ekonomik gelişme, uluslararası politikada yaşanan bir gelişme, iş ile ilgili yapılan bir hata gibi farklı dış ya da iç nedenlerle yeni bir durum oluşuyor.


Bizler bu yeni duruma hazır değiliz. Mevcut Yönetim araçları da çözüm üretmede yetersiz kalıyor. Çünkü araçlar; İnsanı merkeze alarak geliştirilmemiş, öngörülebilir ve kontrol altında sistem kurgusu ile tasarlanmış, kurgulanan kapalı sistemin dış sistemlerle ilişkisi yok sayılmış.


Oysa bugün tüm sistemler ve alt sistemler bir şekilde birbirine bağlı ve geçirgen. Değişen ve farklılaşan kişisel beklentiler, yenilenen sosyal normlar, global ağ neticesinde en üst noktaya ulaşan etkileşim nedeniyle  İnsan faktörünü göz ardı edemeyiz. Tüm Yönetim uygulamalarında İnsan odakta olmak zorunda.


İnsanın odak noktası olduğu Yönetim uygulamalarında temel amaç bireye dokunmak, bireyi anlamak olmalı. Bunu da bireyin eşsizliğine, tekliğine saygı duymadan yapmak olanaksız. Zamanın, çağın, sosyal normlar ve algılar üzerinde yarattığı değişimler çatışmaları doğuracaktır, bu kaçınılmaz.


Bu ve benzeri tüm çatışmaların üstesinden gelebilmek için gerekli olan en temel beceri de İletişim becerisi ve Empati. Her birey kendini güvende hissetmek ister. Çünkü insanın hayattaki en temel duygusu-dürtüsü Kaygıdır.


Güven ortamını sağlayabilmemiz için doğru ve etkili iletişim becerilerine sahip olmamız gerekiyor. Bugüne kadar geliştirdiğimiz tüm becerilerimiz bizi bir noktaya kadar getirdi. İletişim becerimizi geliştiremediğimiz noktada bireysel ya da sosyal anlamda ilerleme şansımız yok.


Sonraki yazılarda Kurum kültürüne ayrıca değineceğiz. Ancak burada kısaca “Kurum kültürü-İletişim becerisi” ilişkisini vermek gerekecek. Kültürün alt bileşenleri; kurallar (normlar), dil ve roller. Yani “birey-birey” ilişkisine dayalı unsurlar. Bireysel anlamda İletişim becerisi edinilmeden bireyler arası bu akışı kurgulayabilme ve yönlendirebilme yani Kurum kültürü oluşturma şansımız yok.     


Konumuzun ikinci kısmı olan Kaos ve Karmaşıklık kuranlarının Yönetim uygulamaları ile ilişkilendirilmesi, bize şu noktalarda yeni, farklı ve zengin bakış açısı kazandıracak:

Birincisi; tüm sistem ve alt sistemlerin birbirlerini döngüsel olarak etkilediğini anlayacağız. Tek bir girdiyi kontrol ederek sonuca etki edemeyeceğimizi fark edeceğiz.


Deterministik yaklaşımın kolaycılığı ile birkaç noktaya bakıp sonuca ulaşma isteğimizi frenleyeceğiz. Bir yandan büyük resmi görebilmenin önemini kavrarken öte yandan bunun her zaman mümkün ve kolay olmayacağını da görerek az bilgi ile de karar verebilme cesaretimizi geliştireceğiz. Hata yapmaktan korkmayacağız.


İkincisi; bugün karşılaştığımız sorunların-sonuçların, genel olarak, dünün karar ve uygulamalarından kaynaklandığı prensibini göz önüne alacağız. Dolayısıyla bakış açımıza zaman boyutunu da katacağız. Olayları anlık kesitlerle değerlendirme alışkanlığımızı değiştireceğiz.


Üçüncüsü; sistemlerdeki sorunların bizzat sistemin aktörleri tarafından oluşturulduğunu ve çözümün de yine aktörlerde olduğunu görecek ve kabul edeceğiz. Yani sistem aktörleri olarak suçu, şuna-buna ya da şuraya-buraya atma alışkanlığımızı terk edeceğiz. Çözümler için de dışarıdan bir destek, bir süper kahraman, mucizevi bir gelişme beklemeyeceğiz.


Dördüncüsü; Kaotik ve Karmaşık sistemlerde, sonuçların-çıktıların başlangıç noktasında ya da sistem girdilerinde yaşanacak çok küçük-ihmal edilebilir- farklılıklara son derece duyarlı (sensitif) olduklarını bileceğiz. Birbirine çok benzeyen iki olayda, başlangıç durumlarındaki nüansların, çok farklı sonuçlar yaratabileceğini kabul edeceğiz. Kıyaslamalarımızı ve analizlerimizi buna göre yapacağız.    


Son olarak; doğru, etkili, zamanında ve objektif geri bildirimin önemini kavrayacağız. Geri bildirim mekanizmalarımızı yeni baştan kurgulayacağız.


Demem o ki;

Yaşam Kaotik-Karmaşık olabilir ama aslında zor değil. Yaşamı bizler zorlaştırıyoruz. Kolaylaştıracak olanlar da yine bizleriz. Bunun için de konfor alanlarımızdan çıkma cesareti göstermeli, sürekli değişebilmeli, gelişebilmeliyiz. Bu da niyet, irade, emek ve zaman işi.

5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Motivasyon